*        

                      ‘“KÂLB !”’ ve ‘“FUAD !”’

                                                                          ‘Sayın ; Prof. Dr. KENAN ÖMÜRLܒye

                                         İŞLEMLERİ  !

 

Kâlbimin damarını balonla açtın diye,

Sana cirit oyunlu tablo ettim hediye !

                                    Hayât gözden düşmemek ! Bir tür cirit oyunu !

                                    ‘Refref’ denen bir ata binen ! Aşar boyunu !

Kâlbi balonla açmak ! Elbet büyük beceri ! 

Ama onu Fuad’a açandır ! Tanrı eri !  

                                    ‘“Fuad”’ adını alır kâlbde bir ‘siyah nokta !’

                                     İnsânın ilk hücresi ! Kendi, ‘var olan yok’ta !

                        MUHAMMED o noktadan mîrâçta HAKK’a baktı !

                        ‘“İki kaş arasından”’ RABB’i kâlbine aktı !

                                    Sen kâlbi biliyorsun ! Ben ise esrârını !

                                    Biraz açıklayayım ! Kırmayıp ısrârını !

Dışarda bir sıvıda kâlb bir süre atmakta !

Bunda, bağımsızlığın bir kanıtı yatmakta !

                                    Emme basma tulumba ! Kâlb bir körün indinde !

                                    Hâlbuki, kâlb ‘“RAHMÂN’ın Arşıdır !”’ Her HAK dînde !

Bilenler, ‘kâlb tik taklı robot saattir’ demez !

Çünkü saat kendini kurup ayar edemez !

                                    Kurup ayar edenin ismidir işte ‘“Fuad !”’

                                    Kimi demiş Cebrâil ! Kimi Rûh ! Kimi Mead !

*

                                       MÎRÂÇ AMELİYATI !

*

Kâlbini sanma sakın ! Kan dolu kaslı bir et !

Kâlb inkılâp kökünden ! Onu Fuad’a kalbet  !

                                    Aksi taktirde olur hayvânlardaki yürek !

                                    ‘“Göğsünü yardık”’ der HAK ! Bu ameliyat gerek !

AHMED kervâncı idi ! Olmadan önce RESÛL  !

Bir mağaraya girip ! Doğurdu usul usul !

                                    ‘“Yedi yatır”’a âit bir yerdi ! O mağara !

                                    Öteki adı ‘“FUAD !”’ Ömrünce onu ara !

Işık bedeni ile çıkıp sonsuz uzaya,

‘“Gizli”’denen âlemi ! İzledi doya doya !

                                    ALLAH’ın yanındaki kendi aslını gördü !

                                    RAHMÂN’ın kelâmıyla ! ‘Kelâm-ı Kadim’ ördü !

Cenneti ! Cehennemi ! Görünce ! Aklı durdu !

Rûhu tekrâr bedene dönünce ! Kâlbi vurdu !

                                    ‘“AHMED miraçta RABB’i, Fuad ile seyretti !”’

                                    Çünkü kâlb fotokopi ! ‘“Fuad”’ asıl sûretti !

Görüntünün dirisi, değil T.V. tüpünde !

ÂLÎ Baba olur mu ? Kırk harâmî küpünde !

                                    Her kim ki ölesiye olursa rûhuna aç !

                                    Onun payına düşer ALLAH’tan böyle mîrâç !

*

                                              ÜÇ ve DÖRT !

Ses yedi ! Deri yedi ! Kâlb de tam yedi oda !

Dördü kendine âit ! Gizli üçü Fuad’a !

                                    Ateş ! Hava ! Su ! Toprak ! Kâlbe âit dört unsur !

                                    ALLAH, MUHAMMED ÂLÎ ! ‘“Fuad”’ denen üçüz ‘“Sûr !”’

Yogi, kâlbi durdurup ! Yer altında yatmakta !

O sırada sâdece Fuad nabzı atmakta !

                                    Kâlbi çürüyene dek, can orda kalabilir !

                                    Fuad uzayda olup ! HAK nefes alabilir !

Eren, aday kâlbini, üç gün durdurabilir !

Fuad ile, yeniden onu vurdurabilir !

                                    İlk ! Dört unsur aptesti için ! Dört gün uyutur !

                                    Kâbus sınavlarıyla, can, cinlerle atar tur !                        

Uyanınca bağlansın diye üçüz özüne ,

Eren durdurur kalbi ! Işık verip gözüne !

                                    Üç gün sonra kâlb vurup ! İki cinsli uyanır !

                                    ‘“Âdem”’ olarak doğup ! HAK rengine boyanır !

İç yüzünde olmuştur artık ! Erkek ve dişi !

Cinsel değerlendirme ! Sakın bu rûhsal işi !

                                    Pozitif  ve Negatif ! Müthiş elektrik bu !

                                    Hem var ! Hem yok edecek ! Şu ‘“ON DOKUZ”’ gurubu !

Çift kutuplu dinamo o ! ERRAHMÂNİRRAHÎM !

‘“Ateşin yakmadığı !”’ Ateş üstü İbrâhim !

*                                             

                                            SÜRÇEN İKİLİ !

*

                        ‘“Bir tek özden yarattım erkek ve dişi !”’ Der HAK !

                        Kurtulur kim ederse bu özüne iltihak !

Havvâ, Âdemde iken ! Ona edildi secde !

‘“Kâlbe Rûh üflenince !”’ Melekler geldi vecde !

                        ‘“Direnince bu nûra dumansız alev İblîs !”’

                        Âdem Rûh üflemedi ona ! Kapandı ‘“Meclis !”’

Âdem’den Havvâ çıkıp ! Ayrılınca çift kutup !

‘“Yakınlaştı Âdem’e İblîs ! Havvâ’yı tutup !”’

                        Ateş, nûra değince ! Oldu bir kısa devre !

                        İki kutbu bağlayan tel yandı çepeçevre !

İki kutbun kararmış olan iki alt yanı,

Oluşturdu ‘erkek ve kadın’ denilen canı !

                        Şeffaf Arz katılaşıp ! Dönüştü bu Dünyâya !

                        Oldu bir hapishane ! Kapısı kondu Aya !

İblîs hemen canları hapsetti kan ve ete !

Her hücreye yerleşti ! Cinleri denen çete !

 *

                   KURTARAN İKİZ !

*

                        Kararmayan çift kutub, suçsuzken indi ! Niçin ?

                        Düşen cana Rûh olup ! Onu kurtarmak için !

Böylece, ‘“ÎS MESÎH kendini haça gerdi !”’

Onu haçtan indiren her can ! Özüne erdi !

                        Aslında çıkmak inmek yok ! Boyutsuzdur uzay !

                        Yuvarlak Arzda baksan nerden ! Hep yukarda Ay !

Şeffaf şey yoğunlaşsa ! İnmek ve düşmek denir !

Bu ise, rûhumuzu görmemekle ödenir !

                        Çünkü rûh madde değil ! Asla yoğunlaşamaz !

                        Madde rûha yaklaşır ! Ama sınır aşamaz !

Yâni rûhumuz yine ! Şeffaf Arz küresinde !

Can, ‘Arz’ın yoğunlaşmış kısmı’ denen bu inde !

                        Her can kendi rûhuna yaklaşabildiği an ,

                        Arz şeffaflaşıp tekrâr ! Cennet olacak cihân !

Görecek bu son günü ! Ancak çift cinsli olan !

Cana denecek ‘“Hûri !”’ Rûha denecek ‘“Oğlan !”’

  *

                                             BEŞİK BEBEĞİ !

*

                        Kâlbi durdurmak gizli bir yer ister elbette !

                        Ehrâmda yapılırdı önce ! Şimdi Tibet’te !

AHMED der :“İlmî ara !” “O olsa bile Çinde !”

Bu sırra değinme var, bu sözünün içinde !

                        Her ehram duvarında var, uçan bir kelebek !

                        Kozayı delip çıkar ! ‘“Îs┒ adlı bir bebek !                         

Bu bebeğin, masalda ‘parmak çocuk’tur ismi !

Başparmak boyundadır ! Fizik olarak cismi !

                        Doğurur iken onu ! Terlersin iri iri !

                        ‘Üç gün’ süren sancıyla ! ‘“Ölüden çıkar diri !”’

Konuşur her bir dili ! ‘“Doğar doğmaz beşikte !’”

Doğan ve ölen herkes ! Onu görür ‘eşikte !’

                        Bu yüzden ÎS dedi : ‘“Ben eşiğim Babaya !”’

                        RESÛL de dedi : “ÂLÎ, kapı  ÂL-İ  AB’ya !”

ALLAH der: ‘“Kapısından girmeli herkes beyte !”’

Beyt , ‘Kâbe’ olan kâlbdir ! Fuad, Bab EHLİBEYT’e !

                        Kâlb, bil ki lâmbasıdır ! O sâf Âlâaddinin !

                        Meshet ! Ov ! Fuad çıksın ! Sırrı budur her dînin !

Can kâlbe yerleşirken ! Rûhu Fuad da kalır !

Unutmayacağına dâir ondan söz alır !

                        Sözünü unuttukça ! Çeker vicdân azabı !

                        Kâlb spazmı ! Enfarktüs ! Fuad’ın son gazabı !

‘“Fuad”’ da yıkanmayan kâlb damarı tutar pas !

HAKK’ı  ‘pas geçtiğinden !’ Sonunda olur ‘bay pas !’

 *

                     YAHYA ORUCU !

*

                        ‘“Yıkın taş duvarlardan yapılmış her mâbedi !

                         Ebedî ev yapayım üç günde”’ Îsâ dedi !

İhtiyâr Zekeriya oruç tutunca ‘“Üç gün”’ ,

‘“YAHYA dünyâya geldi !”’ ‘“Vaftiz ile yaptı ün !”’

                        ALLAH diyor : ‘“Benzersiz bir ad âlemde YAHYA !”’

                        Çünkü bu ismin kökü, ölüyü etmek ihyâ !

Bu orucun tek şartı, etmemek hiçbir kelâm !

Cennettekiler gibi ! Demek, sâdece ‘“Selâm !”’

                        ‘Yüz altmış iki’ eder ! Hem ! ‘“Esselâm !”’ Hem ! ‘“İnsân !”’

                        Âdem’ini bulana ! HAK, Yahya eder ihsân !

‘Başı kesildi’ diye ! Yahya için tutma yas !

Îsâ, İncil’de der ki : ‘“YAHYA’ydı HIZIR İLYAS !”’

                        Hazret-i ÂLÎ de der :“İsmim Tevrât’ta İLYA !”

                        ‘“ERRAHMÂN”’a denk ‘YAHYA evlâdı ZEKERİYA !’ (329)

 *

                                          DEMİRİN SIRRI !

*

HAK, kâlbi çalıştırmak için kâlbe tuz verdi !

Îsâ sevdiklerini, ‘“Tuz”’ diyerek överdi !

                                    İnsâna, ben bilinci verir ! Kandaki demir !

                                    Bencillikten uzaklaş ! HAK’tan ilk ve son emir !

Demir arzda yok idi ! Merih’ten indirildi !

Kan kızıla boyandı ! İblîs kanda dirildi !

                                    Canın merkezi beyin ! Çalışamaz o kansız !

                                    Kandaki demir İblîs ! Kurtulmamız imkânsız !

Her düşünce ! Ve her seks ! Kanın bize tuzağı !

‘Üstünlük kompleksi !’ Ve ‘cinsel hırstır’ ağı !

                                    Kendini en az düşün ! Herkesi bil kardeşin !

                                    Çocuk yapma dışında ! Kardeşin olsun eşin !

Betûldü Meryem : FATMA gibi, rûhuyla bâkir !

Kirletmedi ! Âdet ve meni akıntısı kir !

                                    “Îsâ, Ürdün nehrini akıtmış yukarıya :”

                                    ‘Epifiz ve ipofiz !’ ‘Uzak dur !’ Der ! Karıya !                        

Fuad ‘kâlb tabutunda !’ Bir ölü gibi yatar !

O ayağa kalktı mı ! Ben bilincimiz batar !

                                    Bebek yapan ilk hücre kalbdedir ! Bu ne onur !

                                    Yapay kâlbe de ! Onun şeffaf kopyası konur !

Bu yüzden hiçbir duygu değişmez ! Aynı kalır !

Maddeci bilginleri büyük bir hayret alır !

                                    Beyin bile değişse ! Kimlik değişmez asla !

                                    Çünkü alıcı ekran, bağlı verici asla !

 *

                                    MUHAMMED ÂLÎ KİM  ?

*

İlk hücre ‘doksan iki kromozom’ ediyor !

                       ‘MUHAMMED’ sözcüğü de ‘ayni sayı’ ediyor !

                                    Doğada, doğal hâlde bu kadar element var !

                                    Doksan ikiden sonra ! Işın sızdırma başlar !

Demek bütün kâinat hep, MUHAMMED-ÜL-EMİN !

Ona selâm farz oldu ! RAHMETEN-LİL-ÂLEMİN !

                                    ‘“Âlemlere rahmettir ! Vücûdu MUHAMMED’in !”’

                                    Düny⠑bir tek âlemdir !’ O kimdir ? Fikir edin !

Her namazda insâna ! Toprağı öpmektir farz !

Âdem’in bedenine toprağı verense, Arz !

                                    Öyleyse öptüğümüz, hem MUHAMMED ! Hem ÂDEM !

                                    Bu arz âlemine de ! Rahmet veren o mâdem !

İki yüz iki olsun element ! Çıkacak RAB !

Yâni ‘“Fuad”’ ‘yüz on nûr !’ ŞAH ÂLÎ EBÛ-T-TURAB !

                                    Öz annemiz MUHAMMED ! Ve ÂLΒdir öz baba !

                                    ‘ERRAHMÂNİRRAHÎM’i bulandır !’ ÂL-İ AB !

ÂLÎ, yedi Evrenin Rûhu olan ışıktır !

O’dur : ‘“En yüce olan !”’ ALLAH ona âşıktır !

                                    ALLAH ‘Altmış altı !’ Kâlb ‘Yüz otuz iki’ eder !

                                    Yâni kâlb her vuruşta ! Zikren ALLAH ALLAH der !

Fuad ‘Doksan bir’ olup ! ‘“HÛ Veçhullah”’ ile denk !

                       ‘“YAHYA oğlu”’ bu boya ! Verir kalbe fıtrî renk !

                                    ‘Kâlb ve Fuad’ : ‘MUSTAFA !’ ‘İki yüz yirmi dokuz !’

                                    Yâni işbu benlikten arındık mı ! Biz yokuz !

Kâlb ve Fuad ikizdir ! MUHAMMED ÂLÎ gibi !

‘Ayırdın mı ölürsün !’ Der vücûdun sâhibi !

                                    Kâinat da kâlb gibi ! Genişler ve daralır !

                                    Her an yok ve var olur ! Geriye özü kalır !

‘“Göz kırpmasından kısa bu süredir kıyâmet !”’

‘“Fuad”’dan öte geçen ! HAK’tan alır emânet !

 *

                       SONUÇ !

*

                        Bu yazımı ya düşün, yâhut saçma deyip yak !

                        Kızmam ! RESÛL’e bile diyorlar paranoyak !

Gizli bir saram yok ki ! Ben bir ‘medyum’ olayım !

Bir falcı değilim ki ! Cinle para çalayım !

                        Madde dışı borcumu ödemek ! Tek amacım !

                        Sana ‘Rûh anjiyosu’ yapmazsam ! Dinmez acım !

Çünkü sonra ! Anjiyon ahret gününe kalır !

En korkunç operatör, eline lazer alır !

                        Kâlbden gelen saçmalar ! Her bir ağızda sakız !

                        ‘“Fuad”’dan gelen mesaj ! Tıpkı el değmemiş kız !             

Aslımız olan rûhun, ‘“Levh-i mahfûz”’ dur ismi !

                                    ‘“Ona can el süremez, temizlemeden cismi !”’

                        ‘Tertemiz olan cana bâkire Meryem’ derler !

                        ‘Rûhundan gebe kalıp ! Doğar MESÎH’ denen er !

Nâmahreme verirsen bu kızı, ırza geçer !

Doğacak her piç için ! HAK seni baba seçer !

                        Bu mesaj Fuad’ından geldi Hüznî Uluğ’a !

                        Anlaşılamaz asla ! Ermeden öz bulûğa !

            Hep seni anacağım ! Kâlbim attıkça tık tık !

Sana kalben bağlıyım âşık gibi ben artık !

                        Sürçtüyse dil ! Af diler senden ! Kızılkeçili,

                        Güzel yüz, yine güzel ! Olsa da birçok çili !

                       

                        M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ

ANKARA – 1996

*

*                                                                                         ANA SAYFA

             Copyright © 2000-2003 www.ondokuz.gen.tr

              Copyright © 2001-2003 www.ondokuzbiz.com

                      Copyright © 2001-2003 www.19muhammedali.com