MANTIK AL-TAYR 

“KUŞ DİLİ”  

Tasavvufta “VAHDET-İ VÜCÛD” (Varlığın birliği

HAZRET-İ MUHAMMED FERİDEDDİN-İ ATTAR  

*

Copyright © C. Hürmen S. / 29.04.2004

*

                Ebu Talib Muhammed Ferideddin-i Attar, 12.yüzyılın son yarısıyla 13.yüzyılın ilk yıllarında yaşadığı söylenir. Devletşah’a göre 513 Hicrîde (1119-1120) Nişabur şehrine yakın köylüklerin birinde doğduğu için Nişabur doğumlu kabûl edilir. Gençliğinde attarlık = doktorluk ve eczacılık yapmıştır. Künyesi Ebu Talib’dir. Gelmiş geçmiş en büyük birkaç Mutasavvıfdan biri olan bu zât, Tasavvufta derin çalışmalar yaparak bir çok eser vermiş bu şekilde de insânlığa yüksek hizmette bulunmuştur.! 

                 Kendisinin “üveysî” olduğu ve Hazret-i Mansur’un rûhaniyetinden feyz aldığı kuvvetle rivayet edilmektedir.! ‘Peygamberler ve Velî’ler hakkında bin adet kitap okuduğunu 39 yıl sofi şiir ve hikâyelerini topladığını söyliyen Attar, genellikle sofilere ve tasavvufa çok bağlıdır.! Onun tasavvufu sistem hâlinde bir tasavvuf olmayıp tamamiyle işrâkîdir.!’ İçyüzde kişisel rûhâni aydınlamaya yöneliktir.! (İşrâkî = fels. Pitagoras felsefesi yolunda bulunana âit, bu felsefenin taraflısı) 

                [Kısaca özetlersek :  Pitagor’un buluşu olan işrak felsefesi (doğuş veya aydınlanma) ilmi de tasavvuf gibi insânın rûhani içyüzünün yapısını ortaya koymaktadır. Pisagor tarafından aktarılan bu ilim, Kadim çağlardan gelen gizli öğretilerin açılabilir veya sunulmasında sakınca olmayan dış yüzüyle yüzeysel anlatılmasıdır. Pitagor işrak felsefesinin kurucusudur. Tasavvuf terimleri bu felsefenden alınmıştır.Bu felsefe nefsin tekâmülünü üç şarta bağlar : 1-Bedeni temiz tutma 2-Kâlbiyle tasfiye 3-Tanrı ile birleşme.Rûh üstü örtülü bir nûrdur, ihmal edersen kararır. Eğer ona aşkını katarsan, sönmez bir nûr hâlinde parlar. Pitagor şöyle diyordu : hayvânlar insâna akrabadır, insânda Tanrısına akrabadır.! Mevlâna da buna şöyle işâret eder : ‘madenler nebatlar âlemine, nebatlar âlemi hayvânlar âlemine, hayvânlar âlemi de insânlık âlemine şahlanıyor.!’ Pitagor böylece eski çağ tasavvuf ve irfanının zirvesine yükselmiştir. Ama onun bu tasavvuftan maksadı kâinatı en yüksek yıldızlardan seyre dalmak olmayıp, yere insânların arasına gelerek daha başarılı çalışmak, insânlığa hizmet etmektir.! Aklı terbiyeden sonra, şimdi hepsinden güç olan iradenin terbiyesine geliyor yâni hakîkatı kendi varlığımızın derinliklerinie kadar sindirerek her günkü hayâtımızda uygulamak (tatbik etmek) işine geliyor, bunu sağlamak için Pitagor’a göre üç tekâmül lâzımdır : 1-Akılda doğruluk tahakkuk ettirmek 2-Rûhtaki fazileti tahakkuk ettirmek 3-Bedende temizliği tahakkuk ettirmek, bunların neticesinde olgunluğa yâni İnsân-ı Kâmil’liğe ulaşılıp yaşarken içyüzde rûhani doğuş gerçekleşir.!]

                Dilimize çevrilmiş eserleri arasında “İlâhinâme”, “Pendnâme” (Öğüt Kitabı), “Tezkiret al-evliya” (Evliya Menkıbeleri)  eserleri olup, daha ne yazık ki Türkçeye çevrilmemiş çok miktarda eseri vardır.! “Mantık Al-Tayr” isimli eseri, 1944 yılında rahmetli Abdülbâki Gölpınarlı tarafından çevrilerek dilimize ve kültürümüze kazandırılmıştır. Bu eser 4931 beyittir.! Bu hizmete vesile olan o zamanın Milli Eğitim Bakanı rahmetli Hasan Âli Yücel beyfendiye de ne kadar tesekkür etsek azdır. Eserleri dünya klâsikleri arasındadır, batılı birçok araştırmacı yazara kaynaklık etmiştir ve hâlen de etmektedir.!

                Attar’ın eserleri arasında en ünlüsü Mantık al-Tayr’dır. “Kuş Dili” olarak dilimize çevrilen bu kitapta, tasavvufta “vahdet-i vücut” – “varlığın birliği” inanışını kısa hikâyeler olarak anlatılmaktadır. Dünyâ bu zâtı tanır ve eserlerinden faydalanırken ne yazık ki ülkemiz insânlarının çoğunun daha haberi bile yoktur.! Hayâtına dâir anlatılanlar arasında ; henüz çocukluk çağında olan Mevlâna ile Nişaburda görüşmüş olmasıdır. Mevlâna babası Bahaüddin Veled’le birlikte 608 Hicret yılında Belh’ten ayrıldıktan bir zaman sonra Nişabur’a gelmişti. Sultanül’ulema Veled oğluna Feridüddin Attar’ın elini öptürdü. Attar henüz on yaşına bile varmamış olan bu çocuğun alnında parlıyan deha güneşini ilk görüşte keşfetmiş ve babasına müjdelemişti.! Mevlâna o ziyaretten sonra Attar’ın engin irfanından feyz almış onu ilk üstad bilmiştir.! Bu ziyarette üstad Attar, Mevlâna’ya ; “Esrârnâme” isimli eserini ithaf ve hediye etmiştir. Mevlâna’nın bu eseri hiç yanından ayırmadığı söylenir.! Bu değerli eserler asırlar boyunca Şark-İslâm toplumlarında rûh ve ahlâk eğitimi bakımından toplumun her katmanında geniş ve derin bir etki yaratmıştır.! “Pendnâme” genel olarak incelendiğinde İslâmi bir temele dayanan ahlâk ve âdab kaidelerini kısa formüller hâlinde gençliğe anlatmak için yazılmış didaktik bir eserdir.! 

                Bilinen eserleri : “Haydar-nâme”, “Cevahir-nâme”, “Şerh al-kâlb”, “Husrev-nâme”, “Esrar-nâme”, “Musibet-nâme”, “Muhtar-nâme”, “Bülbül-nâme”, “Mîrâc-nâme”, “Cümcüme-nâme”, “Vuslat-nâme”, “Üştür-nâme”, “Cevahir al-zât”, “Haylac-nâme”, “Biser-nâme”, “Mazhar al-acaib”, “Lisan al-Gayb”, “Hayyat-nâme”, “Vasiyyet-nâme”, “Kenz al-hakayık”, “Kenz al-esrar”, “İhvan al-safa”, “Veled-nâme”, “Miftah al-fütuh”, “Mantık Al-Tayr eseri”, ‘Vahdedi Vücûd’un’ ilmini yapmayan ve âdeta halka, halkın anlıyacağı hikâyelerle bu felsefeyi takdim eden serbest, fakat tamamiyle mantıki düşünceli ve temkinli bir sofinin eseridir.!  Bu hususta rahmetli Abdülbâki Gölpınarlı’nın çok değerli tespitleri olmuştur.!  

*

Hazret-i Mevlâna, bu zât için;

'Attâr, aşkın yedi şehrini gezdi de

Biz, ancak bir sokağının dönemecindeyiz'

demektedir.   

*

                Bu zât Hazret-i Mevlâna'nın da yukarıda takdir ettiği şekilde, aslında mîrâcını yapmış gerçek bir erendir.! Ne yazık ki verdiği mesajlar şimdiye kadar anlaşılamamış ve eserlerine sofi hikâyeleri olarak değer verilmiştir.! Yaşadığı zamanın ağır şartlarında mesajını daha fazla açmadan ancak bu şekilde vermek zorunda kalmıştır.! Bu eser onun yedi iç boyut, mânâ âleminde yaptığı rûhani keşflerin ancak o günün şartlarında dile, yazıya gelebilir şeklindeki ifadesidir..! Kâlb gözünü lâfta değil de özde gerçekten açanları ayrı tutarsak, perdeyi aralayıp, kokuyu alanlar bile bunu görüp, sezebilir.!             

                Bu sebeple sözü fazla uzatmadan şöyle bağlayabiliriz ; boş tenekelerce şişirilmiş boş ve suni bir İslâm azîzi değil, gerçek bir eren olduğundan ismi yad edilirken “Hazret” övgüsüne gerçekten lâyık bir mânâ eri olduğunu  hatırlatmak isteriz..! Onun bu mesajını kâlben okursanız size özünüzde çok şey kazandıracaktır.! Özüne talip olana, onu gerçekten aşkla istiyene, istiyenlere..!

*   

** 

                Bu eserle yeni tanışacaklar için konunun özeti : 

                Kuşlar, sâlikler, hakîkat yolunun yolcularıdır.! Hüthüt de kılavuzları, yâni mürşidleri. Simurg, tanrı’nın zuhur ve taayyünüdür ki (taayyün =meydana çıkma, âşikâr olma) bu zuhur ve taayyün, kendilerinden ibarettir ve hakîki birliğe ulaşan, halkın ; HAKK’ın zuhuru, HAKK’ın da halkın bütünü olduğunu anlar.! Tüm kuşlar bir araya gelir ve kendilerine padişah aramaya başlarlar. O sırada Hüthüt [çavuş kuşu da denir. Kur’an’ın Neml (karınca) 27. suresi 20-31.âyetler, Hüthüt’ün Hazret-i Süleyman a.s.’a, Saba Melikesi Belkıs’den haber getirdiği ve Süleyman’ın yine bu kuşla Belkıs’e cevap gönderdiği yazar.!] ortaya çıkar ve padişahın zaten mevcut olduğunu, fakat gizlendiği, görünmediği için bilinmediğini söyler.! 

                Padişah Simurg’dur.! Gizlidir, çünkü bilinmemektedir.! Hüthüt, kuşlara Simurg’ u aramayı, beraberce bulmayı söyler. Kuşların her biri bir çeşit özür/bahane söyler. Hüthüt, hiçbir bahanesi olmadığını söyler ve hepsini ikna eder. Bunun üzerine bütün kuşlar Hüthüt’ü kendilerine kılavuz/önder yapar ve  yola düşerler.Yol cok uzundur; dağlar, vadiler, ateşler bu yolda birer engel teşkil etmektedir. Yolculuk cok zorluklarla geçmektedir. Hüthüt bıkmadan usanmadan onlara yolu nasıl aşacaklarını söylemektedir. Yolun bitmesi için “yedi vadi” daha geçmeleri gerekmektedir. Simurg’a varmak için. Yol boyunca önlerinde, “istek / aşk / bilgi / istiğna / tevhid/ hayret / fakr u fena” denilen yedi vadi vardır. Bunlar aşıldığında Simurg’a varılmış olacaktır. Hüthüt’ün söylediği her söz kuşlara bir güç ve şevk vermektedir. Yeniden hep birlikte yola koyulurlar. Kuşların bir kısmı yolda kalır, düşer, ölür, bir kısmı da devam edemez, geri dönerler. Bu şekilde yüzbinlerce kuştan ancak “otuz tanesi” bu vadileri geçer. Simurg’un huzuruna vardıklarında bir haberci kuş gelir ve önlerine birer kağıt parçası bırakıp okumalarını ister. Otuz kuş büyük bir merakla okudukları kağıtta yol boyunca bütün yaptıklarının yazılı olduğunu görür ve şaşırırlar. O esnada Simurg ortaya çıkar. Simurgu kendileri olarak görürler ve çok şaşırırlar.!  

                Simurg, bu otuz kuşun kendileri olarak yansımaktadır. Kuşlar bu durum karşısında hayrete düşerler. Simurg onlara şöyle seslenir : “Buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla ya da daha eksik gelseydiniz o kadar görünürdünüz.! Bu bir aynadır.!” Yukarıda en başta yazdığımız gibi ; Attar, Mantık al-Tayr’da tasavvufun “vahdet-i vücut” - “varlığın özde bir olduğu”na inanışını anlatır.! Bu inanca ulaşmanın yollarına işâret eder. Kuşlar yâni tüm insânlar, işaret edilen bu hakîkat yolunun yolcularıdır.! “Hüthüt”, mürşîd / öğretmen / kılavuzdur.! Simurg ( Farsçada “otuz kuş” anlamına gelir. Si = otuz, murg = kuş) ise Tanrının görünüşüne mecazdır, gerçek “birliğe” eren kendisini Tanrı yâni öz aynasında görür.! Veya kişinin HAKK’ta, kendi aslından başka bir şey görmeyeceğini o soyut âleme ererek bilmesidir.!                              

                 

*

MANTIK AL-TAYR’DAN 

Uluğ Kızılkeçili tarafından seçilmiş ;

   ÖZDEYİŞ YORUMLAR !  

*

*Bir köpeği yakınlık eri hâline kor, aslanı da köpekleştirir.!

*Açıkta aranan gizlidir.! Gizlide ararsan meydanda, hem gizli hem açıkta ararsan ikisinden de dışarıdır.!

*Onu Onunla tanı kendinle değil, yol ondan başlar akıldan değil.!

*Sen yok ol Onda, buluşma ancak budur, hulûl dediğin budur ; bir kıbleli bir yüzlü ol.! (Hulûl = 5.tenasuha inananlarca bir rûhun güzel cisme/varlığa girmesi.)

*Bu denizde âlem bir hava kabarcığıdır.!

*Ciğerinin hararetiyle demiri mum gibi eritip zırhler yapan Davud’u gör.!

*Başına testere konduğu hâlde susan Zekeriya’yı gör, sen bu işi kolay sanma bu yolda en adi şey can vermedir.!

*Halk senden korkar bense kendimden ; çünkü senden iyilik benden kötülük gördüm.! Sen güneş ben gölgeyim, âdeta seninle komşuyum komşuluk hakkını gözet.!

*Doğalı safrandayım, ekmeğini yediğime kılıç çekmem.!

*Elimi tut feryadıma yetiş, ne kadar sinek gibi elimi başıma götürücem.!

*Ben kimim sana adam olayım, senin adam olmayan kulun olayım yeter.!

*Gayb’dan görülen ilk varlık Ahmed’in nûruydu, o “salâtı doğrulttu” da, “salât” farz oldu.! Dilekle kendi etrafında 7 kez döndü de 7 felek oldu.! Ümmetler hep onun nûrundan yaratıldı da o bütün ümmetlere gönderildi.! Şeytanı bile çağırdı da kendi şeytanı İslâm oldu.! Bir taş parçası ona yüz sürdü de Tanrının sağ eli oldu.! Mekke’de doğacaktı da Kâbe Tanrı evi oldu.! “Sıkıldımı ey Bilâl oku.!” Coştumu : “ey Hümeyra konuş benimle” derdi.!

*Can simurgu gördümü Musa bile dehşete düşer, üveyk kuşuna döner.! Musa da onun verdiği makama vardı ama Tanrı’dan “ayakkabılarını çıkar” diye ses geldi.! Yakınlık makamından ayakkapları yüzünden uzaklaştı, mukaddes vadide nûrlara dalıp kaldı.! Hâlbu ki mîrâç da Bilâlın nalın sesleri duyuldu.! Onun için İsa ; “beni Ahmet ümmeti yap” dedi.! Ve önce muştucu, sonra Mesih oldu ama bil ki gizli aşikâr iki cihanda da Ahmed’den başka kimse o âlemden geri gelmez ; çünkü onun burada gördüklerini her peygamber ancak orada görür, sultan hep odur herkez ona tabidir direk bile ona âşık onu ancak ALLAH tam övebilir, ismini isminden sonra andı.! Âlemin “önü” de O “sonu” da, hem “ilk” hem “son” peygamber.! (Simurg = KAF dağında olduğu söylenen Masal kuşu Anka, yâni “Öz.!”)(Muştucu = yumruk vuran, yumruk)

*Hz.Âlî’nin eli “yedi beyza” olmasa Zülfikâr o elde karar kılar mıydı ?

*Hz.Âlî Tanrı aslanıdır, aslana kimse zulmedemez.!

*Kâfir nefsi öldür, mümin ol.! Emin ol rahata ulaş.!

*Nefsi bağla, zindanda hapset de Süleyman’a mahrem ol.!

*Hayvâna benzeyen Firavun’dan uzaklaş vadedilen vakitte gel “Tûr” eri ol.!

*Yokluğa düş, varlık dağını bırak da “kayadan” bir “dişi deve” çıksın.! Deveyi buldun mu süt ırmaklarını elde edersen deveyi sür de karşılamaya “Salih” çıksın.!

*Seninle beraber anadan doğan aklın yerine gönlünü koy, 4 tabiat sopasını ercesine kır birlik mağarasına gir, âlemin ulusuna arkadaş, dost ol.!  

*Nefsi İsa’nın eşeği gibi yak, gönül derdiyle Davud gibi ağla ne vakte dek şom nefsine zırh giydirip duracaksın.!

*O ejderhanın sohbeti seni cennetten çıkarır sıdreyle tuba’ya ulaştırmaz.! Tabiat seddiyle gönlünü karartır, Yusuf gibi kuyudan zindandan geç de Mısır’a sultan ol, nefis balığına uyma, iki âlemden de geçtin mi yerin “Zülkarneyn”in tahtı olup iki cihana hükmedersin.! (Tuba = cennette sidrede bulunan ve dalları bütün cenneti gölgeleyen ağaç.)

*Hüthüt dedi : “yaradılış sırlarını bilirim gagamda besmele taşıyorum, Gaby habercisiyim.!”

*Kendinizi görme ayıbından kurtulunuz, “simurg” denen sultan “Kaf” dağının ardında O bize yakın, biz ondan uzakız.! (Kaf –50/16.)

*Her taş yürekli benim gibi güzel kuşu kafese koyar, ben o zindanda Hızırın sevdasıyla tutuşuyorum.!

*Hızır kıyâmete kadar yaşamak için ab-ı hayât içmiş, bense her an can ederim.!

*Kevserle dolu cennet nefis yurdudur, gönül evi ise doğruluk yurdu.!

*Âdem cennete bile bakmadı bir buğdaya sattı, göz sevgiliden başkasına bakmamalı.!

*Cennettekilere ilk yemek ciğerdir.! Sırr ehli olmadığından o yeyişle işe yeniden başlarlar.!

*Her an guslederim seccademi suya sermişim.!

*Yüzün pis ise git temiz su ara.!

*Aydın su gibi daha ne kadar bir pis adamın yüzünü göreceksin.!

*Köpek nefse hep kemik veririm ben, kendi rûhumu şerrinden korurum.!

*Para seven Samiri’dir, yüzü fareye dönüşür.!

*Kıskançlık ateşi yanmadadır, Yusuf sevgisi âleme haramdır.!

*Simurg nikabını kaldırdı da güneşe benzeyen yüzünü bir gösterdi mi yüzbinlerce gölge yere serilir, ancak onun gölgesine bakılabilir.! (Nikab = yüz örtüsü) (Müstağrak = dalmış, batmış, daldırılmış.)

*Kendinden geçen bir an HAK’tan gafil olmaz, HAK’da müstağrak olur ancak, HAK olmaz.! Gölgenin rabıtasında hulûl olmaz, kimin gölgesi olduğunu bildin mi ister öl ister yaşa ; herşeyden kurtulur hiçbirşeyle mukayyet olmazsın.!

*Simurg aşikâr olsa hiç âleme gölgesi vurur muydu ? burada gölgesi görünen şey önce orada meydana çıkar o yüce lutfuyla ayna icad etti gönlüne ; bak o yüzü gör, gölge simurgdan ayrılmaz gölgede değil simurgda  kaybol gölgeyi güneşte kaybettin mi herşeyi güneş olarak görürsün.!

*Saki kadehe ciğer kanı dök, meleklerde aşk vardır, dert yok ; dert insândan başka mahlûkta bulunmaz.!

*Sevgilisiyle ayni renge boyanmıyanın sevgisi renktir.!

*Simurg yolu ne uzuyor ne de kısalıyordu, ıssızdı yüce yollar öyledir ; sultan herkese yol göstermez ki, her yoksul bu kapıya gelemez.!

*Hüthüt’ün huzurunda kuşlar yüzbinlerce saf oldular.! Hüthüt dedi : “ben bu makamı ibâdetle değil Süleyman’ın nazarıyla buldum.! Ama siz İblis gibi ibâdeti bırakmayın teveccühe vesile olur.!”

*Aşk ağacının meyvası muratsızlıktır.!

*Melekler de senin için ibâdet ediyor, cennet ve cehennem senin lutuf ve kahrının aksi.! Senden ileri mahlûk yok.! Küllün parladı, cüzzün meydana geldi ; ten canın uzvudur.!

*Tanrı meleklerin ibâdet sevabını sana verecek, meleklere o kâr vermez topraktan olanlara kâr verir, ekmek açlara gerek.!

*Senin nefsin hem şaşı hem kör, hem köpek, hem kâfir, hem tembel.! Bir köpekle ayni çuvala girmişsin biri seni pohpohlasa şişersin, köpeğe kulluk etmektesin.!

*124 bin Nebi geldi, bu nefis ne geberdi ne Müslüman oldu.! Gönül sevgilinin bahçesinde ne avlasa bu köpek kapar.!

*Kendini öven hakîkattan haberdar değildir, nefis merkebidir.! Kendindeki saklı özü öv ki o padişahla düşman nefse galip gel.! 

*Nefsinle güzel geçindin, ölümde o köpekten ayrı düşer cehennemde yine buluşup hoşça vakit geçirirsin.!

*Sendeki istekler sendeki İblisin’dir.! Dünyâ İblis’in mülküdür, ona el uzatmazsan sana dokunmaz, dünyâ nedir ? hırs ve tamah yuvası firavundan, nemruddan arta kalan şey.! Dünyâ işi nedir ? tamamiyle işsizlik yâni iptilâ, dünyâ alevlenmiş bir ateştir her an bir başka bölük halkı yakıp kavurur.!

*Cenazeyi kıbleye çevireceğine ölmeden kendini diriye çevir de hiç ölme.!

*Sen darağacındasın zaman ise cellâdın.!

*Candan, maldan geçmeden ibâdet HAKK’ı değil kendini kandırmadır.!

*Dünyâ ile işim yok benim, çocuk değilim.!

*Ağ öreceksen mağara kapısına ör, sinek için örmek gibi perdecilik yapma.! (U.K.)

*Perde kalktı mı ne ülke kalır ne de ülkedeki.!

*Suret kandan başka birşey değildir, siyret aşktır.! (siyret = bir kimsenin işi, ahlâkı)

*Dünyâyı verseler canını satar mısın ? o can Yusuf’tur.!

*Nerde İblis’in, nerde Hızır’ın kıyâmete kadar yaşamaları.! (U.K.)

*Testi suyu acıdır ; çünkü acılarını tatmış adamın cüzü sende, gaflet testisi olma.! Kendini diri iken bulamazsan öldükten sonra nereden sırr duyacaksın.?!

*Bu âlemin son konağı ile o âlemin ilk konağı mezar yâni ilk konakta yerin altı son konak da.! Can bu âlemden geçti mi bu âlem sana o âlem oluverir.! Bu âlemden o âleme giden yol pek uzun değildir ; aradaki duvar ancak bir soluktur.!

*Yusuf’un kadrini kör anlıyamaz.!

*Senin elinden gelen şey nasıl olur da nimet olmaz, acı gelir.!

*Âşıkların oturmuşlar bu kuyuya benzeyen zindanda darağacına gitmeyi bekliyorlar.! Bana, başka hiçbir şeye malik olmadıklarından ; ellerini, ayaklarını sunuyorlar.! Zindanı gül bahçesi yapmışlar.! Hırsızın elini dünyâdan kes.! 

*Kul sınanma zamanı belli olur.!

*Harem hürmetsize haramdır.!

*Büyücülerin devletine kimse erişemedi, iman ettikleri an bu dünyâdan geçtiler.! İnsân kendisinden fâni olur varlığını bulursa bundan yüce devlet olmaz.!

*Yoksulluğu ucuz alan feryad eder.! Ethem gibi dünyâ saltanatına değişen susar.!

*Sen de uyuma bir gece uyanık kal da gece doğan güneşi apaçık gör.! Benim günüm gecedir, Tanrı’dan inen nimet ve ihsan güneşi gece doğar, güneş o nûru görünce utanır.!

*İnsaf Tanrı vergisidir, insaf sahibi riyakâr olmaz.!

*Ben herşeyi ondan iyi biliyorum ama o (öz) Tanrı’yı benden iyi biliyor.!

*Şeytan : “ben azdıracağım” vaâdini tutyor.! Nefsin kâfirken “ahdine vefa” ediyor da aklın müminken neye etmiyor ?

*Yusuf  kardeşlerini yüzledi, seninde ayıbını gösterirler, uykudan uyandırırlar rezil rüsva olursun.! (Kıyâmet)

*Onun efendiliğini tadik ediyorum başım önümde ona, asıl Onun benim kulluğumu onaylaması lâzım.!

*O sana sataşıp sevda verirse bunu sakın kendinden bilme.!

*Külhândakine Sultanın konuk olması yeter devlettir.!

*İblis gibi “ben” deme.!

*Aslın toprak ile kandan oluşmuş ikisi de haram.! Gönülden uzak, nefse yakın herşey pistir.!

*Musa gibi varlıktan geç de ondan sonra Firavunun sakalına yapış.!

*Seni ülkeyle, devletle oyalayıp, kendisiyle meşgaleni önler.!

*Her gece senin için melekler inmede, cennet ve cehennem kaygısından geçtin mi bu devletin sabahı gece içinden parlar, “illiyin” makamıdır.! (İlliyin = gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası)("Yüce"ler demektir.) 

*Düşmalarına dünyâyı, dostlarına ahreti, akrabalarına (mecaz) yâni yakınlarına kendini verir ki misli yoktur, ötekilere benzemez.!

*O bu dünyâyı sana satmaz, sen de sakın bu dünyâda Onu satma, Onun yerine ne seçersen puttur nefsin kıblesidir.!

*Tanrıdan kurtulmana imkân yok, kulluk et sonunda işin Ona düşecek Ondan başkasını dinleme.!

*O huzurda ; bilgi de var, ibâdette, sır da, sen oraya dert yâni aşk götür ; dertle bir ah çektin mi bu ah yanık ciğerinin kokusunu Tanrı kapısına kadar götürür.! Hususi makam canının içidir, dış yüzüyse o buyruğu kabûl etmeyen nefsin.!

*Seni ibâdete uyandıracak biri lâzımsa senin için ibâdet edecek birine de luzun var demektir.! Sende dert varsa zaten uyanıksın, kimse uyandırmasa da olu bu ateş, bir yere düşerse orada cehennem ateşinin lâfı mı olur bu hasret gönüldeyken cennet sefasına dayanabilir mi ? Tanrı huzurunda sıcak toprağa yüz koy yaranı dağlasın.!

*

                Simurg yolunda 7 vadi vardır :

                1-İstek vadisinde başına yüzlerce belâ ve zahmet gelip burada mal ve mülkten arınmak gerek. Kan yut sabırla ercesine bekle birşeye bağlanma, putu kır yoluna devam et. Ya RAB kapı aç deme o kapı hiç kapanmaz.!

                2-Aşk vadisi yanıp yakılma makamıdır.! Başkalarına sevgili yarın görünecek diye vaat etmişler ama âşık'ın bugünü yarınıdır o sevgiliyi burada seyreder balık gibidir.! Kendisine herşey olan suya kanmaz arza ayak bastı mı çırpınır durur.! Aşk ateştir, akıl ise duman, aşk geldi mi akıl gider çünkü aşk anadan doğma aklın işi değildir.! Aşk hür adamın işidir, aşkın gözünde cennet bir buğday tanesidir.! Gönül post içinde Dosttan haber aldı, artık ben nasıl olurda bu posta hizmet ederim, içte o öz varken.!Âşık sevgilisini öldürür böylece dünyâda kısas ile, ahrette yanma ile sevgilisi için can verir.! İbrahim gibi canını ne dünyâ için ne ahiret için azraile yalnız “O”na verir.!

                3-Marifet vadisinde deriyi değil içindeki sırrı görür sırlar açıldıkça susuzluğu artar hem bekçi hem âşıktır, erse ondan kadın ; kadınsa er doğar.! Havvâ’nın ve İsâ’nın doğuşu gibi.!

                4-İstiğna vadisinde ne dava vardır ne de mânâ..! Burada 7 cehennem donmuş, 8 cennet hükümsüz kalmıştır.! Âdem’e bir mum yanışında ışık versin diye binlerce yeşiller (can) giymiş melek gamdan yanar, yakılır.! Nûh o kapıda dülger olsun diye yüz binlerce cisim rûhsuz kalmıştır aralarından bir İbrahim çıksın diye orduya yüz binlerce sinek üşüşmüştür.! Tanrı kelimi (Hz.Musa) can gözüne sahip olsun diye yüz binlerce çocuğun başı kesilmiştir.! Yüz binlerce halk zünnar kuşanmış da bir İsa sırra mahrem olmuştur.! Nice gönül yağma edilmiş de sonunda Ahmed bir gececik mîrâç yapmıştır.! Bu vadide iki cihanda seraptır, ne soy ne akrabalık kalır.! (Zünnar = dervişlerin bellerine bağlayıp uçlarını sarkıttıkları kıl veya yünden sert kuşak.)

                5-Tevhid vadisi, tecrit ve tefrit konağıdır.! Bütün yüzler bu vadiye yönelse herkes bir gömlekten baş çıkarır, sayı ne olursa olsun bu yolda birlikte birleşip hep bir olur, her şey birin bir kere daha tekrârından ibarettir.! Fakat buracıkta sana zahir olan bir o tek Tanrı değildir.! Sayıda tekrârlanıp duran bir’dir.! Bunun ne haddi vardır ne hesabı, şu hâlde ezele de bakma ebede de.! Ezel de ebed de dâimi mahvoldu mu orada ne kalır hiç.! Hem herşey “O”ndadır, hem “O”ndandır.! Hem “O”nunla kaimdir, hem de “O”nun varlığı bu üçünden münezzehtir.! Fakat, ister hünerli olsun ister kusurlu kimin “Gayb” âleminde gizlenmiş bir güneşi varsa bir gün bulutlardan sıyrılır onun üstüne doğar, ışıklarını yayar kim kendi güneşine ulaşırsa iyice bil ki iyiden de kurtulur, kötüden de.! Sen var oldukça iyi ve kötü vardır ; sen kaybolup aradan çıktın mı hepsi boş şeylerdir, zaten önce yoktun sen keşke yine öyle kalsaydın.! Yılanlar seninle örtü altına gizlenmişlerdir, arınmadın mı kıyâmete dek sana azap eder, sokup dururlar.! (Hırs,tamah, şehvet) Tevhid makamında herşey dilsiz olur, O söyler öyle bir suret oluşur ki ne cismi vardır, ne canı, ne cüzü ne de küllü.! Yüz binler, yüz binlerden temiz olarak zuhur eder, burada akıl kimdir ki kapı dibine düşmüş anadan doğma kör ve sağır, dilsiz bir çocuk.! Bu sırrın bir zerresi kime vursa, kimi ışıklandırsa o iki cihanın sultanlığına erişir.! O adam tamamıyla yok olmuştur ama herşey o adamdan ibârettir varlıktan meydana gelmiştir ama yokluk yine o adamdır.! Bir kul ihtiyarlayıp güçlerinden yoksun oldu mu onu azat ederler hür olur.! Sen “O”nda yok olursun tevhid budur.! Bu yok oluşu da yok et işte tefrit budur.!

                6-Altıncı vadi hayret vadisidir.! Bir şarap içer, sevişir sonra ayılırsın.! Sorduklarında ben mi gördüm, başkası mı gördü kendimde değildim ki..! ‘Rüyâda mı gördüm uyanık mı, sarhoş mı, ayık mı’ der.! Ahirette düştüğüm hayret dünyâdakiyle hiç ölçülür mü.? İnsânların nasibi ancak hayâldir, kimse hâl ne bilmez.! Ne yapayım diyene de ki : “birşey yapma, şimdiye kadar hep sen yaptın..!”

                7-Yedinci vadi fakru fena vadisidir.! Herşeyi unutmuşum, sağırlığın, dilsizliğin, hayranlığın yurduna gelmişim.! İki âlemde o denizin nakşından ibâret.! Öd ağacıyla odun bir ateşe atıldı mı ikisi de kil olur ; ama surette, sıfatta farklıdırlar.! Pis birisi külli denize dalarsa yine aşağılık hâlde kendi sıfatlarında kalır fakat temiz kişi denizde denizin hareketi olur hem vardır hem yok.! O aradan çıkmıştır.!

                 

*

            Değerli okurlarımız, merhaba;

        Bu eser sağlam bir alt yapı oluşturmak için okunması gerekli olan en temel eserlerden biridir! Ölümsüz bir dünyâ klasiği olan bu eseri mutlaka okuyunuz ve lütfen bu işle ilgilenen başka dostlarınıza da tavsiye ediniz. Bu zât Mevlâna’ya feyiz kapısı olmuştur! Bu eseri okuyanlar yorumlarını kendi içyüzlerinde geliştirerek zamanla farklı keşifler yapabileceklerdir.           

        Bu eserler Milli Eğitim Kitapevlerinde satılmaktaydı ama ne yazık ki basımlarının durduğu söyleniyor. Almak isteyenlerin yine de sormalarında fayda vardır. Eski 2.el kitap satan yerlerde de bulunabilir.! Kitapçılardan ısrarla sorunuz belki yeni özel basımı vardır. Bu eseri özdeyiş olarak uzun seneler önce yorumlamıştık.! Şimdi vakti geldiğinden sizlere hizmet ve uyanış yapmanız için takdim edip, özünüzden yüksek feyzler diliyoruz.     

*

Sevgi ve selâmlarla;

© C.Hürmen S. / 29.04.2004

Ondokuz...

*

Yukarıda yazılanlar :

"Mantık Al-Tayr" - 1944 İstanbul

Çev. : Abdülbâki GÖLPINARLI nüshasından yorumlanmıştır . Site Kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir. 

*

                    

*       

Copyright©2000.www.ondokuz.gen.tr

Copyright©2001.www.ondokuzbiz.com

Copyright©2001.www.19muhammedali.com