![]()

![]()
AYŞENİN
MEZARINDA
*
Adresini
sormuştum, titrek bir dudak bana,
“__
Dün buraya taşındı dedi o yeni gelin !”
Heyecanla
o soğuk kapını çalıyorum !
Bir
cevap yok içerden, tutmaz mı artık elin ?
*
Bağrım
yanık, çöllerden geldim dilenci gibi !
Bir
yudum gözyaşı ver ! Ne olur kapıyı aç !
“ALLAH
versin !” Diyerek boş çevirme fakiri,
Sen
HAKK’ın rahmetine, ben ise sana muhtaç !
*
O
ne ? Kan kan satırlar, alev alev noktalar,
Çarpıyor
nazarıma, çarpılası taşta !
“Oğlunu
doğururken şehîd olan bir anne,
Sarıldı
bu kundağa diyor yirminci yaşta !”
*
Eyvah
! Güneşin batmış ! Silinsin artık gölgem !
Yere düşsün
yıldızım ! Hilâle dönsün ayım !
Bir
mezar arabası gibi sürtmekten bıktım,
Yer
aç koynunda Ayşe son garajda yatayım !
*
Ey
mezar taşı öyle dimdik durma karşımda !
Secde
eyle bu yere ! Çünkü rûhu bâkirdi !
Bu
yazı alnındayken seni affetmem mermer !
Taş
ta olsa bedenin erimen gerekirdi !
*
Ayşe
! Kıskanıyorum seni taşından bile !
Çünkü
sana en fazla yakın olacak benim !
Mezarın
mı kâlbimde ? Kâlbim mi mezarında ?
Sen
mi benim türbemsin ? Ben mi senin türbenim ?
*
Kaçarken
biz mektepten, tutamazdı yel bile !
En
haşarı kız diye evde çıkmıştı adın ;
Şen
şâtır atlar iken dağları, tepeleri,
Şu
bir arşın çukuru yazık atlayamadın !
*
Verem
koğuşlarında mahzun, kimsiz kimsesiz,
O
mefluç bacağını iki sene sürüdün ;
Sevinçle
ayağını henüz basmışken yere,
İki
adım atmadan mezarına yürüdün !
*
Güneş
doğarken geldim şu battığın çukura !
Çekiniyorum
yalnız, vakit biraz erken de !
Neler
isterdin benden gözbebeğime bakıp,
Görecek miydim seni “Fâtiha” isterken de !
*
“Tanrım
bana verecek derdin ilerde çehiz,
Fistanım
ve yorganım kurtulacak yamadan !”
Fistan
ve yorganına baktıkça ağlıyorum,
Yazık
göçtün dünyâdan dünyâna doyamadan !
*
Derdin
: “Elbet güldürür RABB’im beni de bir gün !”
Utanmaz
mı şimdi O duydukça sözlerini ?
O
güzel gözlerini revâ mı kurtlar öpsün !
Revâ
mı kurtlar öpsün o güzel gözlerini ?
*
İçin
arzuyla dolu, hayâttan da diriyken !
Daha
ilk yoklamada ecel ismini andı !
Bilmem
seni bir yığın kemik yapmakla böyle,
Merhametliyim
diyen O ALLAH ne kazandı ?
*
Bir
de der ki en fazla güzeli sever imiş !
Görmez
mi ki kanını şimdi gelin telinde ?
Yıllarca
binbir nazla büyütülmüş dilberi,
Bir
dev gibi okşarken eritti ah elinde...
*
İnsân,
var ve yok denen iki siyah bulutun,
Çarpışması
sonunda bir saniye çakıyor !
Bu
ilâhi kanuna sen de râzı ol kızım !
Çirkefler
birikiyor, temiz sular akıyor !!!
*
Hatırlar
mısın ? Birgün uzanmıştım çimene,
Dedim
: “Gel yat yanıma, görmesinler uzakta ;
Şimdi
bir çimenlikte yine bak biz buluştuk,
Yalnız
bu randevuda sen yerde, ben ayakta !
*
Yine
hatırlar mısın ? Yüzüyorken berâber,
Seni
öpmüştüm zorla bir pınarın başında ;
Şimdi
öpüyorum ah... şu ıslak toprağını,
Pınarlar
ağlıyorken aşkımın gözyaşında !
*
Hani
seni bir gece hipnotize ederken,
Bana
göz kırpmış idin loşluktan faydalanıp !
Şimdi
o karanlıkta, o ölüm uykusunda,
Kırpıyor
musun gözü, ALLAH’ı anıp anıp ?
*
Överken
ben vecd ile şâhâne vücûdunu,
__
Ten yalnız bir ev ! Derdin, __ ev
sâhibi hâkim O !
Yazık...
Daha yirmi yıl oturmadan “evinde”,
Dedin
kapını çalan kara bir ele – kim O ?
*
Ne
kadar ürker idin sessizlik ve loşluktan,
Gece
uyuyamazdın yalnız, odanda bile !
Şimdi
nasıl burada uyuyabiliyorsun,
Karanlığın koynunda bakarken Azrâil'e ?
*
Her
Pazar evinize berâberce taşıdık,
Bir
zembilin içinde meyve, sebze ve eti ;
Şimdi
yalnız başına taşıyorsun ALLAH’a,
İçi
enkazın dolu bir kıyâmet sepeti !!
*
Kucağımdayken
derdin : “Seni saran kollarım,
Son
nefesime kadar kilitlensin boynunda !
Sen
saçımı okşarken, ben söyleyip ninniler,
Emzireyim
yavrumu yalnız senin koynunda...”
*
Daha
rüyan bitmeden seni dürttü bir kasap,
Bağlayıp
gözlerini o gözler sönesi,
Kesti
hiç acımadan bir süt kuzusu gibi !
Oldun
karanlıkların en genç bir sütannesi !!
*
Ya
RAB ! Görmüyor musun yiyemeden rızkını,
Yem
olup kara yere, çatır çatır yeneni ?
Ey
mezar ! Azrâil'in hatırı olmasaydı,
Kırardım
ölü eti çiğneyen o çeneni !!
*
Yapılır
mı baharda ya RAB hiç bağ bozumu ?
Daha
henüz korukken koparılır mı üzüm ?
Mâdem
salkımı kestin, kütüğünü de sök ki,
Kanamasın
meyvesiz kalan şu garip özüm !
*
Uykuda
gezer gibi dolaşıyorum burda !
Gök
diyor : “Uluğu dürt !” Yer diyor : “Uluğu yut !”
Artık
son ver ne olur sevgilim bu kâbusa !
Ya
kalk beni uyandır ! Ya yatır beni uyut !
*
İki
defa kaybettim : önce tenini kocan,
Ve
sonra da rûhunu ALLAH elimden aldı !
Elimde
senden yalnız ağlayan gözlerime,
Öpüp
öpüp sürdüğüm gülen bir resmin kaldı !
*
Düğünden
on ay sonra mektubunda diyordun :
“Bekliyorum
yolunu, doğacak yavrum ile.”
Şimdi
ziyâretinde beni karşılıyorsun,
Tabutla,
kefeninle, taşınla, mââile !
*
Daha
ilk seferine çıkmışken balayında,
Pusulanın
iğnesi o meş’um kutba saptı !
__
Ben âtide... der iken hemen bir avuç toprak,
Dolarak
o ağzına, seni bir mâzî yaptı !
*
Bu
hak mı ? Akranların gülsün, sevsin, oynasın !
Sen
burada yapyalnız içini çekip inle !
Onlar
hepsi kutlasın dansla doğum günlerini,
Sen
de ölüm gününü ! O çürümüş kabrinle !
Sekiyorken
yanımda nazlı güvercin gibi,
Seni
kaptı bir şahin ve bıraktı yüksekten ;
Hayât
isteyen kızı, Fâtiha ister hâle,
Getiren
kara bahtın utansın şu tümsekten !
*
Ya
RAB ! Artık yavruyu sana ettim emânet !
O
çok garip bir kızdır, onu ağlatma emi !
Yok
! Yok ! Bu ayrılığa ben tahammül edemem !
Ya
al benim canımı ! Ya ver bana Ayşemi !
*
Sürüyüp
cesedimi her kabre teklif ettim,
“Daha
diri !” Diyerek hiç birisi almadı
!
Senin
yüzünden Ayşe mahçûbum Azrail'e,
Ona
ölüm günümde verecek şey kalmadı !!
*
Derdin
: “__ Uluğ ! Bana da şiir yazacak mısın ?
Çerçeveletip
onu asayım baş ucuma !”
Şimdi
sana şi’rini yazıyorum bak Ayşe !
Toprak
toprak bedenin dolarken avucuma !!
*
Bilirsin
âdım Hüznî ! Hayâtım gamla geçer...
Kerbelânın
kanını boşaltırım zemzeme !
Fakat
hep mezar kokan loş şiirlerim için,
İstemezdim
toplamak senden de ben malzeme !!!
*
İstemezdim
şiirim asılsın kandil gibi,
Böyle
tavanı basık, zından gibi bir eve !
İstemezdim
nazmımı yalnız kurtlar okusun !
İstemezdim
şi’rime kemikten bir çerçeve !
*
Ben
sana “Makber” gibi bir mersiye yazamam !
Gözüm
yok toprağından bana artacak ünde !
Hem
zâten aramızda ne kadar bir fark var ki ?
Sen
mezarın altında, ben mezarın üstünde !
*
Bu
gece düğününe eli boş geldim, affet !
Sana
çelenk veremem, sen kendindin gonca gül !
Bizi
ayırmakla yer ne geçirdi eline ?
Ben
kaybettim bir ateş, toprak kazandı bir kül !
*
Su
gibi büzülürdün kışı görünce, şimdi !
Erime
n’olur içip yokluğu yudum yudum !
İşte
artık kapandım bak mermer yatağına,
Seni
bir yorgan gibi örtsün soğuk vücûdum !
*
Derdin
: “Bir küçük evim benim de olacak mı ?
Yeşil
bahçe içinde, şehirden uzak şöyle...
Sen
gelip kulağıma fısıldarken aşkını,
Benden daha bahtiyar zevce olur mu ? Söyle !”
__
Yeter ey hatıralar ! Boğuşuyorum artık !
Yıkılsın
şu hafıza denilen darağacı !
Mâzi
istikbâlden genç ! Hayât mezardan iğrenç !
Öleni
hatırlamak ölümden daha acı !!
*
Serviler
mırıldanır : “__ haydi artık geç oldu !
__
Bırak zavallı kızı ! Bak ortalık karardı...”
“__
Elvedâ Ayşeciğim ! Yalnız gitmeden evvel,
Sana
verilecek bir ufak hediyem vardı :
*
Mum
getirdim sana bak dikmek için kabrine,
Yatak
odanda gece sen ışığı seversin !
İşte
ateşliyorum kendimi baş ucunda !
Haydi
uyu sevgilim ! ALLAH rahatlık versin...
*
M.H.ULUĞ
KIZILKEÇİLİ
BALYA,
07.02.1952
*
*
Copyright
© 2000.www.ondokuz.gen.tr
Copyright © 2001.www.ondokuzbiz.com
Copyright © 2001 www.19muhammedali.com